Vize süreçleri, özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ve seyahat özgürlüğü kısıtlanan ülkelerin vatandaşları için zaten başlı başına psikolojik ve bürokratik bir eziyetken, aracı kurumların elinde tamamen bir “finansal sömürü” aracına dönüşmüş durumda.
Kamusal bir hak olan seyahat özgürlüğünün önündeki kapıyı tutan VFS Global ve bunun gibi şirketler, yarattığı tekel gücüyle, randevu bulamayan ya da vize reddi korkusu yaşayan insanların çaresizliğini fona dönüştürmeye devam ediyor.
Avrupa Birliği raporları VFS’nin hizmet kalitesindeki bu kronik sorunları çözemediğini açıkça ortaya koymasına rağmen, devletler kendi koydukları kuralların ihlal edilmesine ve vatandaşların sömürülmesine sessiz kalıyor, şirkete yaptırım uygulamaktan kaçınıyor.
Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan seyahat edebilmek, eğitim almak ya da ailelerine kavuşabilmek için aylarca vize randevusu bekliyor. Ancak son yıllarda konsoloslukların kapısını doğrudan çalmak neredeyse imkansız hale geldi. Bu durum, özellikle son dönemde vize süreçlerinde büyük bir “zulüm” ve engelleme dalgasıyla karşı karşıya kalan Türk vatandaşları gibi birçok ülke insanı için tam bir kabusa dönüşmüş durumda.
Lighthouse Reports öncülüğünde, aralarında Türkiye’den ‘Kısa Dalga‘nın da bulunduğu 12 ülkeden 14 medya kuruluşunun yürüttüğü küresel araştırma, bu kabusun arkasındaki ticari çarkı gözler önüne serdi. Araştırmanın Türkiye ayağını ise Kısa Dalga’dan Canan Coşkun derledi.
Bu çalışma, dünya genelinde 71 hükümet adına vize süreçlerini yöneten ve adeta bir tekel haline gelen VFS Global’in, kamusal bir hizmeti nasıl acımasız bir kar mekanizmasına dönüştürdüğünü ortaya koyuyor.
Vize Almak Değil, Ek Hizmet Satmak Öncelik
Araştırmanın en çarpıcı bulgusu, vize başvuru merkezlerinin asıl amacının dosyaları eksiksiz teslim almaktan ziyade, başvuru sahiplerine **ihtiyaç duymadıkları ek hizmetleri satmak** haline gelmiş olması.
Sistem, başvuru sahiplerinin çaresizliğini ve vize reddi korkusunu suistimal etmek üzerine kurulu. Birçok ülkede gişe görevlileri, başvuru sahiplerine şu yöntemlerle görünmez faturalar çıkarıyor:
“Dahil” Taktiği
Gişedeki görevliler, işlem ücretini söylerken kısa mesaj (SMS) bildirimi, kurye, belge tarama veya çıktı ücretlerini sormadan fiyata ekliyor ve “Toplam tutarınız bu” diyerek insanları fark ettirmeden ödemeye zorluyor.
Algı Yönetimi ve Yanıltma:
Personelin, başvuru sahiplerine Daha fazla ödeme yaparsanız vize alma şansınız artar” veya “Premium (özel) salonu seçerseniz işlemleriniz daha hızlı ilerler” imajı yaratarak psikolojik baskı kurduğu belirtiliyor. Oysa bu ek hizmetlerin vize onay sürecine hiçbir yasal etkisi bulunmuyor.
Zorunlu Kılınan “İsteğe Bağlı” Hizmetler: Senegal, Hindistan ve Nijerya gibi ülkelerdeki eski çalışanlar; kısa mesaj veya kurye gibi hizmetlerin sistemde sanki başvurunun zorunlu bir parçasıymış gibi dayatıldığını itiraf ediyor.
Düşük Maaş ve Satış Baskısı: Çark Nasıl Dönüyor?
VFS Global’in bu “ekstra” satışlara bu kadar agresif yüklenmesinin arkasında ise küresel sermayenin kâr iştahı ve çalışanlar üzerindeki ağır mobbing yer alıyor.
2022 yılında, ABD’li ünlü iş insanı Stephen Schwarzman’ın (Trump’ın en büyük finansörlerinden biri) kontrolündeki özel sermaye şirketi ‘Blackstone’, VFS’nin yüzde 75 hissesini satın aldı. Eski çalışanların beyanlarına göre, bu satışın ardından merkez ofisten gelen “ek hizmet satışı hedefleri” ve haftalık raporlama baskısı tavan yaptı.
Sömürü Zinciri:
VFS, kendi personeline oldukça düşük maaşlar ödüyor. Örneğin Nijerya’da bir gişe görevlisi ayda ortalama 125 euro kazanıyor. Şirket, bu düşük maaşları telafi etmek için çalışanlarına ek hizmet satışları üzerinden **komisyon ve prim sistemi** uyguluyor. Hedefini tutturamayan personelin iş sözleşmeleri tehdit edilirken, hedefe ulaşmak isteyen çalışanlar başvuru sahiplerine sormadan dosyalara ekstra ücretler tanımlıyor.
Bu agresif satış politikası sayesinde VFS Global, vize başvurularının sayıca çok fazla artmadığı dönemlerde bile devasa karlar elde etti. Şirketin faaliyet kârı 2017-2024 yılları arasında 4 kattan fazla artarak 39 milyon eurodan 172 milyon euroya fırladı. Başvuru başına elde edilen gelir ise son 7 yılda yüzde 83 oranında yükseldi. Şirket, finansal raporlarında bu büyümeyi açıkça “yüksek marjlı katma değerli hizmetlerin” satışına bağlıyor.
Skandallar Zinciri: Veri İhlalleri ve Kar borsa Randevular
Araştırma, VFS Global’in sadece cebimizdeki paraya göz dikmediğini, aynı zamanda operasyonel olarak da büyük bir yönetim zafiyeti içinde olduğunu gösteriyor:
Kişisel Veri Güvenliği Tehlikede:
Başvuru sahiplerinin pasaport ve biyometrik verilerinin güvenli saklanması, şifrelenmesi ve zamanında silinmesi konusunda ciddi ihlaller saptandı. Slovakya, bu veri ihlalleri nedeniyle şirkete 5 bin euro ceza kesti.
Karaborsa ve Botlar:
Özellikle Türk vatandaşlarının da çok iyi bildiği üzere, sistemde randevu bulmak neredeyse imkânsız. Araştırma, bot yazılımlar ve dış acenteler aracılığıyla randevuların sistematik olarak bloke edildiğini ve daha sonra çaresiz başvuru sahiplerine fahiş fiyatlarla satıldığını doğruluyor.
Devletlerin Göz Yumması:
Avrupa Birliği raporları VFS’nin hizmet kalitesindeki bu kronik sorunları çözemediğini açıkça ortaya koymasına rağmen, devletler kendi koydukları kuralların ihlal edilmesine ve vatandaşların sömürülmesine sessiz kalıyor; şirkete yaptırım uygulamaktan kaçınıyor.