Bir zamanlar Basra Körfezi kıyısında küçük bir balıkçı köyü olan Dubai…
Bugün ise Orta Doğu’nun ve Körfez bölgesinin en dinamik ticari ve kültürel merkezlerinden biri…
Sürekli gelişen altyapısı, küresel finans ağlarıyla kurduğu güçlü bağ ve kozmopolit yaşam tarzıyla dünyanın önde gelen metropolleriyle aynı ligde anılan bir şehir.
Ancak son günlerde yaşananlar, bu parıltılı vitrine sert bir gölge düşürdü.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından artan bölgesel gerilim, Dubai’nin üzerine inşa edildiği en temel varsayımı sarstı.
Kesintisiz bağlantı ve güvenli liman olma iddiası. Dubai Havalimanı’nın kapanması ve hava sahasının NOTAM’larla trafiğe kapatılması, yalnızca uçuşların iptali anlamına gelmiyor. Bu, küresel sermaye akışlarının kalbinin kısa süreliğine durması demek bir anlamda…
Dubai’nin ekonomik modeli büyük ölçüde yabancı nüfusa dayanıyor; ekonominin yaklaşık yüzde 90’ını yabancılar oluşturuyor. Finans, turizm, gayrimenkul ve transit ticaret, hepsi “erişilebilirlik” üzerine kurulu.
Havaalanları harap, hava sahası kapalı ve şehirden çıkış için savaş bölgesinden geçerek başka bir ülkedeki aktif piste on saatlik kara yolculuğu gerekiyor. O pistten kalkabilen iş jetlerinde yer bulmak ise yalnızca altı haneli rakamları gözden çıkarabilenlere mümkün. Charter ücretlerinin 300 bin doların üzerine çıktığı konuşuluyor. Geri kalanlar? Bekliyor.
Ama burada asıl mesele tatilcilerin planlarının bozulması değil. 350 bin dolarlık özel uçaklara binenler turist değil; onlar sermaye. Aile ofisleri, fon yöneticileri, ultra yüksek net değerli yatırımcılar.
Ayrıldıklarında sadece kendilerini değil, mevduatlarını, işlem hacimlerini ve güven duygusunu da yanlarında götürüyorlar. Gayrimenkul işlemlerinin büyük bölümünün askıya alınması, borsada işlemlerin durdurulması ve sigorta primlerinin yeniden fiyatlanması, bu “sessiz çıkışın” ilk işaretleri.
Dubai yirmi yıl boyunca bir vaat sattı… “Burada risk yok. Burada kesinti yok. Burada dünya size açık.” Şimdi o vaadin dayanıklılığı test ediliyor.
Elbette emirliğin güçlü rezervleri, esnek yapısı ve hızlı karar alma kapasitesi var. Ancak küresel finans merkezleri için en değerli para birimi nakit değil, güvendir. Güven ise bir kez sarsıldığında yeniden inşa edilmesi en zor varlıktır.
Bugün Dubai hala gökdelenleriyle, limanlarıyla, serbest bölgeleriyle ayakta. Ama soru şu:
Bu şehir yalnızca fiziki altyapısıyla mı küresel merkezdi, yoksa görünmez bir güven mimarisiyle mi?
Eğer ikincisi doğruysa, asıl sınav pistlerin yeniden açılmasıyla bitmeyecek.
Asıl sınav, sermayenin geri dönüp dönmeyeceğinde başlayacak.








