İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nın (İSG) 10 Mayıs itibarıyla geçeceği “sessiz havalimanı” uygulaması kulağa modern, düzenli ve yolcu dostu bir adım gibi geliyor.
Terminal genelinde anonsların azaltılması, yalnızca acil durumlar ve operasyonel zorunluluklarda sesli bilgilendirme yapılması elbette doğru bir yaklaşım.
Ancak şu soruyu sormadan geçmek mümkün değil: Sadece anonsları kısmak, İSG’nin yıllardır süregelen kaotik terminal atmosferini gerçekten değiştirebilir mi?
Çünkü İSG’de sorun yalnızca gürültü değil; gürültü, daha büyük bir yapısal problemin sadece görünen yüzü.
Terminaldeki ticari alan yoğunluğu, yolcu akışını adeta boğan bir düzeye ulaşmış durumda. Mağazalar ve yiyecek‑içecek noktaları koridorları daraltırken, yolcuların rahatça yürüyebileceği alanlar giderek azalıyor.
Özellikle güvenlik sonrası ana koridorda yaşanan sıkışıklık, terminalin doğal akışını bozuyor. Bu tabloya bir de kapı bölgelerindeki yetersiz oturma alanları eklenince, yolcuların bekleme süresi boyunca konforlu bir yer bulması çoğu zaman şansa kalıyor.
Yönlendirme tabelalarının yetersizliği ve terminal içi planlamanın karmaşıklığı da yolcuların stresini artıran unsurlar arasında. Kapı değişiklikleri sık yaşanıyor, ancak yolcunun bunu fark etmesi için çoğu zaman kalabalığın arasından tabelaları seçebilmesi gerekiyor. “Sessiz havalimanı” uygulamasında anonslar azalınca, bu eksiklik daha da görünür hale gelecek.
Bir diğer kronik sorun ise güvenlik ve pasaport kontrol noktalarındaki kuyruklar. Pik saatlerde terminalin neredeyse tamamına yayılan bu yoğunluk, yolcunun terminal deneyimini daha girişte olumsuz etkiliyor. Üstelik bu sıkışıklık, terminalin dar koridorlarıyla birleşince kaotik bir atmosfer yaratıyor.
Tüm bunların üzerine, havalandırma ve ferahlık hissi konusunda da İSG’nin sınırlı bir kapasitesi olduğu biliniyor. Terminalin mimari yapısı gereği bazı bölgelerde hava akışı zayıf, bu da kalabalık saatlerde bunaltıcı bir ortam yaratıyor.
Dolayısıyla “sessiz havalimanı” uygulaması, tek başına olumlu bir adım olsa da, İSG’nin gerçek sorunlarını çözmek için yeterli değil. Gürültüyü azaltmak elbette önemli; ancak yolcunun yaşadığı stresin kaynağı çoğu zaman ses değil, terminalin fiziksel ve operasyonel sıkışmışlığı.
Eğer hedef gerçekten daha sakin, daha düzenli ve daha konforlu bir terminal yaratmaksa; ticari alan planlamasından yönlendirme sistemine, oturma kapasitesinden güvenlik akışına kadar pek çok alanda eş zamanlı iyileştirme yapılması gerekiyor.
Aksi halde sessizlik, sadece kaosun üzerini örten ince bir perde olarak kalır.









