Avrupa’da Ortadoğu’ya bağımlılık ve Hürmüz Boğazı kaynaklı tedarik riski, jet yakıtında olası bir kıtlık endişesini gündeme taşıdı. Buna karşın Türkiye, rafineri altyapısı sayesinde jet yakıtının ana bileşeni olan kerosende iç talebini karşılayabilen ülkeler arasında yer alıyor.
Uzmanlara göre Türkiye’de fiziksel arz sıkıntısı beklenmiyor. Özellikle İstanbul Havalimanı’nın yüksek depolama kapasitesi de bu yapıyı destekliyor. Ancak küresel piyasalardaki sert fiyat artışı Türkiye’yi de etkiliyor.
Verilere göre Avrupa’da jet yakıtı fiyatı kısa sürede varil başına 100 dolar seviyelerinden 200 doların üzerine çıkarak neredeyse iki katına yaklaştı. Bu artış, havayolu şirketlerinin maliyetlerinin yaklaşık üçte birini oluşturan yakıt giderlerini yukarı çekti.
Sektör temsilcileri, son aylarda jet yakıtı fiyatlarının yaklaşık yüzde 60 arttığını, bunun da bilet fiyatlarına ortalama yüzde 20 zam olarak yansıdığını belirtiyor. Artan maliyetler yalnızca Türkiye’de değil, Avrupa’da da uçuş planlarının daraltılmasına neden oluyor.
Yükselen bilet fiyatları turizm talebini de baskılıyor. Özellikle Avrupalı turistlerin uçak yerine kara ve trenle ulaşabilecekleri destinasyonlara yöneldiği, bu nedenle Türkiye’nin rekabet avantajının zayıfladığı ifade ediliyor.
Uzmanlar, mevcut eğilimin sürmesi halinde 2026 turizm gelirlerinde aşağı yönlü riskin artabileceği uyarısında bulunuyor. Türkiye’nin jet yakıtında arz avantajına rağmen küresel fiyat şokundan kaçamadığı ve bunun turizm sektörü üzerinde belirgin bir baskı yarattığı değerlendiriliyor.







